Hüznengiz Meseller


Nefsin sürurdan sıyrılıp kibriyle ehemmiyete bürünmesinin, beşeri hasılalarımızın da ötesine geçmeye başladığı amansız bir zaman diliminde, çırpınışlarımızın cılızlığıyla hayata tutunmaya çalışıyoruz pek çoğumuz.. Öyle ki, hayat çemberi içinde dönüp duran insan, yaradılış gayesini yitirip benlik kavgasının izini sürer kayboluşlarında.. İnsana dair manevi hasletleri bir bir yok edip iz bile bırakmayan insan, nefsî menfaatleri doğrultusunda esareti altında olduğunu zannettiği insanları kendi kalıbında müşahede etme cüretine hâiz olduğuna kanaat getirir.  Ve bu müdahale girişimlerinde ise muhatabını incitmekten hicab ve üzüntü duymamayı öğrenir kısa zamanda. Aslolan sırrın ifşası, insanın mütemadiyen sınanmaya tabii olduğu hayatında mutluluğa ve huzura ermesine vesile olmak ve bu cihet içerisinde bu kutlu vaziyyeti temin ve âbâd için gayret göstermek gerektiğidir. Fakat nefsani kibir ve yersiz endişelerimiz vesilesi ile bu mukaddimenin tevdi edilmesine ket vurmaktan geri durmuyoruz. Zira nefsâni dürtülerimiz kulaktan kulağa iliştirilmiş, müsbet ilim ile tasdik edilmemiş bir takım adet ve kati kurallar bütünümüzü kendi içinde doğruluğundan emin bir vaziyyette uygulamamızdan geri bırakmamaktadır. Aile müessesesi içinde oluşan pek çok başkaldırı ve sırra mukim savunma durumunun basite indirgenmesiyle insana dair manevi duyum eksiklikleri göz ardı edilmeye başlanmaktadır. İnsanın içsel kopukluklarını ve gönle bağlı yaralarını sarmaya çalışmak bir tarafa, anlamaya bile yeltenmemeyi görev edinmekteyiz.  Çünkü nefsi çıkarımlarımız bizleri bu konuda köreltmiş ve sadece kendimize gelebilecek zararlar bütününün savunması gayretine bürünmeye başlamışız.

Harici görünümlerinde mazbut bir aile tablosu oluşturan pek çok çerçevenin dahili birtakım kanayan sırra haiz olması yadırganacak bir vaziyyet olmaktan çıkarılmalıdır. Bu sırra mukim insanlar sırrın muhatabına derman olmak yerine haiz olunan sırrın oluşturabileceği çıkarımlardan evvela kendi nefsinin zedelenmemesi gayretine bürünmektedir. Bu haslet muteber bir iyilik hissiyatı bırakıyor olsa da, meselenin derinlerinde nefsâni çıkarların ötesine geçememektedir. Bu sebeple, iyilik olarak görünen davranış asıl çerçevede kötülüğün ta kendisi olmaktadır. Zira yaralanmış bir kalbe vurulacak en büyük darbe kanayan kalbin muteber münzevisi ile birlikte sökülüp atılmasını istemektir. Hasbelbeşeriyye mevzu bahis olan mesellerin taassuben nefsâni dürtülerle nizama zorlanması beşeriyyetin fıtratına zul’dür.  Evet böyle bir girişim ile kanayan yara kapanabilir. Buna vesile olan nefs sonsuz mutluluk hazzıyla keyfe düşebilir fakat karşısındakini onarılmaz bir enkaza çevirdiğini görmekten yoksunluğa düşmesi katiidir.

Yaradılış gayesinin hakikati, hâdâik-i hassa ile temasül eder. Misalin ima ettiği hâdâik temasülünün harici ve dahili vecbedilmesi, yaradılış gayesinin zahiri sırrının ardında mahfuz tutulmuş ikinci bir sırrın kati olmasına işarettir. Sırrın ahzâb-ül evveli kulluktur. Mevlay-ı Zülcelal’e karşı kulluğun gerekliliklerini yerine getirmek ve beşeri acziyetlerimiz ile kusur işlediğimizde tevbe eyleyip mağfiret için temennide bulunup sadakatimizi izhâr etmemiz gerektiğidir. Bu, herkesçe bilinen bir hakikattir. Hizbü’s sani ise harici hakikat olarak karşımıza çıkar ve temaşa olunan hikmetler hâdâik’inin ifşa edilmemiş yüzüdür. Sırrın lisânı hüznengiz firakın fecrinde dile gelir ki adına “Aşk” denilmektedir..

Bu hakikattin getirdiği anlamlandırılamayan ya da anlamaya dahi çaba sarfedilmeyen aşikâr meseller vardır. Dünyevi aldanışlarla çevrilmiş hayatımızda vücut bulabilen ve bu aldanışlardan tenzih olan tek varoluştur kendi içinde. Zira evveli de ahiri de Alemlerin Rabbine aittir. İlahi aşkın temasülü ise beşeri aşkın ta kendisidir.  Beşeri tutulma halinin vuku bulması, zamana ve mekana bağlı değildir. Çıkılmaz haller içerisinde filiz vermesi nefsani endişeleri ayyuka çıkmış her insan tarafından yadsınmaktadır. Ve bu müeyyideler engellenme çabalarının baş vermesine kadar uzanır. Bu varoluş esnasında herkes kıyamet kopmuşçasına evvela benliğine sarılır. Fakat âşekanın boy vermesi benliklerden vazgeçilebilmesiyle mümkündür. Her kim ki bu sarmaşığa dolanmış bir kula rastlasa ondan yüz çevirir. Olanların sadece hatadan ibaret olduğunu savunur. Meselenin özünde yine insanın olduğunu unutur. Benlik derdine düşer.

Doğruluğunu ibraz ettiği hakikatlerle hüzün diyarının müdavimlerini yaftalamaktan öteye geçmeyen insanoğlu ne vakit bırakır kalbindeki öfke yumağını? Aşekanın esaretinde özgürlüğünü bulmuş meftunları sonsuz yolculuğa uğurladıktan sonra mı? Kim bilir belkide…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s