Âşk’ın Merhaleleri


Ruhen hayatta kalma savaşından başka birşey değildir mücadelenin tezahürü. Kalbin serzenişi, dünya ikilemleri içinde mânâsız gibi algılansa da O’nun âlemi aslen başkadır.

Âşkı tekrar toprak olacakta aramak gaflete aşina olmakla eşdeğer tutulsa da topraktan halkedilmiş insan Rahman’ın âşkından yansımalar taşımaz mı? Beşeri âşk ruhani aşkın, ruhani aşk ta Rahmani aşkın basamağı değil midir? İlahi vuslata yükseltecek basamakların herhangi birini hakir görmek kendi yoluna engeller koymaktan öte birşey değildir. Ve bir de bu yanılgıyı inanışa korku salarak pekiştirmeye çalışmak gafletlerin en büyüğü değil midir?

Alemlerin Rabbine aşkla tutulmak yerine korkuyla sarılmak yanılgının ta kendisidir esasında. Ve bu korku savunucuları İlahi aşka giden tüm yolları tıkamakla meşguldürler. Bu girişimlerini de beşeri âşkı yaftalayarak başarmak emelindeler. Erişemedikleri vuslata eriştirmemek gayretindeler.

Zira başlangıç merhalesi olan beşeri aşk kendi içinde büyük yangınlar taşır. Öyle bir yangın ki sabır ve çileyle harlanmıştır. Nar-ı aşk, sonraki merhaleler için ruhu ve nefsi hazırlar. Bu hazırlanış pekçok nefiste barınamaz. Çünkü nefs arzularindan arınmakta büyük zorluklar yaşar. Ancak nefsini heva ve hevesten arındıran ilk basamağa erişebilir. Bunca meşekkate tahammül ve sabır göstermek gerekirken nasıl olurda beşeri aşk yaftalanabilir? Katreyi bilmeden deryaya açılmak mümkün müdür? Bunca buhran içinde beşeriyyetin sınırlarını da bilmek gerekir.

Hevailikten kendini alamayan bir nefse sahipsek yaşamımızda zuhur eden hissiyatlar bütünü aşk değil yanılgıdır. Dünyevî arzular kalbe ait değildir. Kalpte barınamaz. Fakat yanılgıya düşmüş pekçok nefs hissettigi yangını kalbe isnat eder ve tasvirini aşkla maskeler. Oysa kalbî aşk, nefsani isteklerden arınmış, adalet, şefkat ve merhametle hasbihâl eden, kötülüğe dair katreye ilişmemiş, sâfi yangınıyla çile dergâhında ab-ı hayatı yudumlayan bir lahzâdır. Bu istidatlardan herhangi birine sahip olamayan kalp karanlıklarında erimektedir. Allah aşkına yürüyenin yolundaki ilk merhale olan beşeri aşkı ruhani aşkla buluşturmak, hicranı vuslata tercih etmekle mümkündür. Zira yolun başında dünyevi vuslata eren ruh miskinliğe bürünür gaflete düşer. Bir dem şûanın raksıyla sonsuz nura ulaşabilme ihtimalini yitirir. Âşkın kaynağına giden yolda mütemadiyen yürüyebilmek için beşeri âşkı ziyadesiyle tatmak gereklidir. Bunun içindir ki, beşerde mukim âşk yanılgılarla yaftalanmamalıdır. Ve de bedbin olup Alemlerin Rabbinin acze düşmüş gönüllerimizi nur-u aşkıyla taltif edeceği günden ümitsizliğe kapılıp hüzünlenmemek gereklidir.

“Hüzünden asla yakınmadık. Çünkü hüzün taze tutar aşk yarasını. Yar(a)dan da hoşnutuz, yâredende!”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s